Batı uygarlığı, rönesans ve aydınlanmayla birlikte insan-doğa ilişkisinde insan merkezci yaklaşımı benimsemiş ve insanlar bu süreç neticesinde, doğayı ve diğer canlıları, kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaları için bir araç olarak görmüşlerdir. Aydınlanma düşüncesinin temelinde yatan bu zihniyetten, ekolojik dünya görüşüne geçişin zeminini, bir takım bilim adamlarının mevcut düzen hakkındaki eleştirileri ve bilimsel alanda yaptıkları yenilikleri oluşturmuştur. İnsan merkezci yaklaşımın hakim olduğu mekanik dünya görüşü ilerleyen dönemlerde, insanlık ve tabiat adına tehdit edici ve geri dönüşü olmayan bir takım sorunları beraberinde getirmiştir. Bunlardan en önemlisi de ekolojik sorunlar ve doğanın tahribatıdır. İnsanoğlu, bitmek bilmeyen tüketim çılgınlığını ve kar amacı güderek sınırsız rekabetini sürdürürken, sınırlı olan doğal kaynakları orantısız bir şekilde tüketmekte, doğayı hunharca sömürmektedir. Mekanik dünya görüşünün eleştirisi üzerine tekrar organik dünya ilkelerine geri dönülmesi gerektiğini savunan ve insanlığın önündeki tehditlerin kaçınılmaz olarak onların sonunu getireceği kaygısıyla bilimsel çalışmalarını sürdürerek doğrudan ya da dolaylı yollardan ekolojik dünya görüşüne katkı sağlayan Ernst Haeckel, Albert Einstein ve L. Von Betalanffy’ın bilimsel çalışmaları, çalışma içerisinde incelenecek ve analiz edilecektir. Ayrıca Einstein’in sosyolojiye katkıları ve insanlığın önündeki bu çıkmaza ilişkin ne gibi bir çözüm yolu sunduğu da gene çalışma içerisinde yer alacak ve irdelenecektir.
Ekonomik büyümenin çevresel sürdürülebilirlikle nasıl bir ilişki içinde olduğu sorusu, özellikle gelişmekte olan ülkeler söz konusu olduğunda yanıtlanması güç olmaya devam etmektedir. Bu çalışma, söz konusu ilişkiyi Türkiye ve İran örneklerinde 1990-2022 dönemi için karşılaştırmalı biçimde ele almaktadır. Kişi başına CO2 emisyonlarının bağımlı değişken olarak kullanıldığı analizde; kişi başına GSYİH, GSYİH karesi, kişi başına enerji tüketimi, ticaret açıklığı, sanayi katma değeri ve doğrudan yabancı yatırım açıklayıcı değişkenler olarak modele dahil edilmiştir. Çevresel Kuznets Eğrisi (EKC) hipotezi çerçevesinde kurgulanan çalışmada sırasıyla ADF ve Phillips-Perron birim kök testleri, yapısal kırılmayı dikkate alan Zivot-Andrews testi, ARDL sınır testi ve Toda-Yamamoto nedensellik analizi uygulanmıştır. Birim kök test sonuçları, her iki ülkede de değişkenlerin birinci dereceden bütünleşik (I(1)) olduğunu ortaya koymuştur. ARDL sınır testi, Türkiye için F istatistiğinin 4.469, İran için ise 6.103 değerini aldığını göstermiş; bu sonuçlar her iki ülkede de uzun dönemli eşbütünleşme ilişkisinin varlığına işaret etmektedir. Uzun dönem katsayı tahminleri incelendiğinde, EKC hipotezi Türkiye için teknik olarak desteklenir görünse de GSYİH katsayılarının ekonomik büyüklüğü ve dönüm noktasının ulaşılabilirliği sınırlıdır; İran için ise GSYİH ve GSYİH karesi katsayıları istatistiksel anlamlılık taşımadığından EKC hipotezi geçerli değildir. Buna karşın enerji tüketiminin her iki ülkede de CO2 emisyonları üzerinde en belirleyici etken olduğu saptanmıştır. Hata düzeltme modeli sonuçları kısa dönem uyum dinamiklerinin her iki ülkede de istatistiksel olarak anlamlı olduğunu göstermektedir. Toda-Yamamoto nedensellik testinden elde edilen bulgular iki ülke arasında belirgin bir ayrışmayı gözler önüne sermektedir. Türkiye'de büyümeden emisyona doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi tespit edilirken, İran'da büyüme ile emisyon arasında çift yönlü bir nedensellik ilişkisi bulunmuştur. Bu sonuç, İran ekonomisinin karbon yoğun bir büyüme döngüsüne sıkışmış olabileceğine işaret etmektedir. Politika açısından değerlendirildiğinde, her iki ülkenin de enerji dönüşümünü önceliklendirmesi gerektiği önerilmekte olup İran'ın bu süreçte yaptırım baskısı altında yeşil teknolojilere erişiminin kısıtlı olması önemli bir ek güçlük oluşturacağı öngörülmektedir.
Dijital iletişim teknolojileri, haberin üretiminden dolaşımına kadar gazetecilik pratiklerini dönüştürürken, haberin metinsel kuruluşunu ve çevrim içi ortamda sunulma biçimini de yeniden şekillendirmiştir. Bu dönüşüm, internet haberciliğinde haberin yalnızca ne söylediğini değil, bilgiyi hangi sırayla sunduğunu, hangi anlatı mantığıyla kurulduğunu ve dijital ortamda nasıl yapılandırıldığını birlikte değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır. Literatürde haber yazım ve sunum teknikleri çoğu zaman birbirinden bağımsız ve aynı düzlemde sıralanan modeller olarak ele alınmakta; bu tekniklerin dijital haberin farklı kuruluş boyutlarında üstlendikleri işlevler yeterince sistematikleştirilmemektedir. Bu çalışma, söz konusu boşluktan hareketle, internet haberciliğinde kullanılan haber yazım ve sunum tekniklerini bilgi hiyerarşisi, anlatı kipi ve dijital sunum mimarisi olmak üzere üç işlevsel kategori altında yeniden sınıflandırmayı ve bu çerçevenin güncel Türkçe dijital haber örneklerinde nasıl somutlaştığını incelemeyi amaçlamaktadır. Kuramsal olarak yönlendirilmiş dedüktif nitel içerik çözümlemesine dayanan araştırmada, 1 Ocak–16 Mayıs 2026 tarihleri arasında yayımlanan 18 haber metni ve dijital haber sunum yapısı amaçlı örnekleme yoluyla seçilmiştir. Bulgular, ters piramit, kum saati modeli ve T modelinin farklı bilgi düzenleri oluşturduğunu; düz piramit tekniğinin çevrim içi başlık ve spot yapısının etkisiyle haber gövdesinde dönüşmüş bir biçimde görünür hâle geldiğini göstermektedir. Serbest haber yazımı, anlatım ve aktarım teknikleri haberin anlatı kipini çeşitlendirirken; online piramit modeli ile kümelem tekniği dijital haberin katmanlı, bağlantılı ve modüler sunum mimarisini kurmaktadır.
Demokrat Partinin (DP) İzmir’deki teşkilatlanma süreci ile 1947 yılında meydana gelen Deniz Gazinosu Olayı, Türkiye’nin çok partili hayata geçiş sürecinde siyasal meşruiyet sistemi açısından önem arz etmektedir. Araştırmanın temel sorusu, söz konusu olayların DP’nin siyasal meşruiyetini nasıl inşa ettiği ve iktidara giden süreci nasıl etkilediğidir. Türk siyâsî tarihi, tek partili dönemden çok partili hayata geçiş sürecine kadar birçok siyasal denemeye sahne olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk döneminde de çok partili hayata geçiş yönünde çeşitli girişimler yapılmışsa da istenilen sonuç elde edilememiştir. İsmet İnönü döneminde ise muhalefet arayışları yeniden hız kazanmış ve bu süreçte atılan somut adımlar, ilk defa kalıcı sonuçlar vermiştir. Nitekim Demokrat Parti (DP) adıyla Türk siyâsî tarihine girmiştir. DP, ilerleyen yıllarda iktidara gelerek Türkiye’nin demokratikleşme sürecine yön verecektir Bu çalışma, Demokrat Partinin kuruluş süreci ve İzmir Ocak Teşkilatlanmalarını ele alarak, partinin iktidara gelişinde önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilen Deniz Gazinosu Olayının Türk siyasi hayatına etkileri tespit edilmeye çalışılacaktır.